![]() |
|||||||||||
Bozcaada, Kuzey Ege'deki adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol balık lokantaları, eski kalesi, daracık sokakları, katmerli eski Rum evleri, geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi. Nüfusu sadece 2030 kişi.Kendisi bir ada olan Bozcaadanın çevresinde bir çok küçük ada da bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi ilginç adları olan bu adalara yüzmek kendine güvenen yüzücüler için ayrı bir zevk.
Balıkla şarap içmekten hoşlanmayanlar yemekte rakı içip, sofradan sonra deniz kenarında yaktıkları ateşin başında şarabın tadına bakabilirler. Ada bağcılığı son yıllarda sarsıntı geçiriyor, on yıldır yağışların azalması nedeniyle toprağın tuzlanması bağcılığı öldürüyor. Buna bir de bağları satın alan yazlıkçıların korumak isteseler bile bilmediklerinden bakamamaları ekleniyor. Tarih boyunca bağları ve şarapları ile bilinen adanın bağsız kalabileceği düşüncesi bile adanın yaşlılarını korkutuyor. Öyle ya, kadim tarihteki paralarının üzerinde bile üzüm salkımı varmış Bozcaada'nın. ( Gene de ülkede üretilen şarabın %12'si Bozcaada'nın. ) Bozcaada'nın antik çağdaki adı Thenedos'du. Adaya adını veren Thenes ilk yabani asmayı Poyraz Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek "Kuntra Asma" denilen şimdiki durumuna getirmiş. Ada bir çok egemenliği tanıdı, en son Lozan Antlaşması ile Türkiye topraklarına katıldı.Osmanlı dönemi eserlerinden Köprülü Mehmet Paşa ve Alaybey Camileri ( 17. yy. ) ile Venedik döneminden kalma kilise görülebilir. Kuzeydoğu Burnundaki kayalık üzerindeki kaleye Eski Kale deniyor. Ada'dan 10 metre genişliğindeki su hendeği ile ayrılan kale Venedik, Ceneviz ve Bizans dönemlerinde ve Osmanlı'da Fatih Mehmet, Kanuni, II. Mahmut dönemlerinde onarıldı ve genişletildi. Yeni Kale'nin kalıntıları da görülüyor. Ada'nın yaz kış yakasını bırakmayan bir "belalısı" vardır: Rüzgar! Poyrazı, lodosu ve yaz günleri meltemi hiç durmadan eser dururlar nöbetleşe. Biri biterse öteki başlıyor demektir. Kış aylarında lodos bir çıktı mı bazen bir hafta sürdüğü oluyor ve adanın anakara ile bağlantısını kesiyor. Gemiler çalışmıyor, ada "ada" olduğunu asıl o zaman hissediyor. Çünkü "ada" ayrılmışlığı, kopukluğu, yalnızbaşınalığı ifade ediyor biraz da. Çevrenin tarihine çıplak gözle tanıklık etmek için en yüksek yer olan Göztepe'ye çıkacaksınız. Anadolu'nun kıyılarında Troia, Homeros'un büyük destanı ile ölümsüzleşen savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale Boğazı ve kıyıları, açıktan geçip giden yalnız gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan biraz bulanık görüntüsüyle Yunanistan'ın Limni, Midilli adaları. Edremit Körfezi ve Kaz Dağı'nın yüceleri. Müthiş bir panorama! Adanın her yönünde güzel plajlar var. Rüzgar nereden eserse öte tarafında denize girilecek sakin ve güzel bir yer bulabiliyorsunuz. En büyük doğal plaj Ayazma, yanında Sulubahçe ve Habbeli koyları poyrazda; Tuzburnu, Çayır ve Ova kıyıları lodosta hizmetinize hazır. 12-13 Ağustos tarihlerinde yapılmaya başlanan Bağbozumu Festivali adada oturmaya devam edenler için çok anlamlı. Amerika'dan, Avustralya'dan bile kalkıp gelenler oluyor.
Adalıların anlattığına göre, bu kilisenin tarihi çan kulesini restore etmek için Anıtlar Kurulu'ndan izin alınamadığından, kule şimdi yıkılmak üzere. Kulenin çanı da bir tekneye yüklenerek Yunan adalarından birine götürülmüş. Benim gibi mitoloji sevenler için ise ada ile ilgili bir hikaye var: "Denizlerin efendisi Poseidon'un çocuklarından biri Kyknos adında bir kralmış. Onun da Thenes adında bir oğlu varmış. Thenes'in annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş... Fakat üvey ana bu ya; Thenes'e iftira etmiş... Kral da bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Thenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş. Adanın ismini de "Thenes'in Adası" anlamına gelen Thenedos'a çevirmiş. Eski adıyla Thenedos, bugünkü adıyla Bozcaada'nın ilk yerleşimi Heredot'a göre M.Ö. 2000 yıllarına rastlıyor.Gelin ve karışın yaşama, BOZCAADA'ya...İlker ÜnseverBodrum'da sabaha kadar çılgınca dans eden arkadaşlarınıza, tatil köyünün açık büfesini anlata anlata bitiremeyenlere, Antalya'da aerobik seansları, su topu maçları ve Batı Yakası Hikayeli animasyonlarla zinde bir tatil yapanları uyarıyorum: aşağıda anlatacaklarım tatilinize alternatif değildir. Siz insanoğlunun doğayla savaşında kullandığı yöntemlere şaşarken Selim toplanan kestane miktarını yeterli buluyor ki, sizi çağırıyor. Kestaneler alt kısımlarından bıçakla ustaca açılıyor, kestanenin içindeki yıldız şeklinde beş ayrı et parçası sizi bekliyor. Bunun için iki yöntem kullanılabilir; ya ekmeği koparıp kestanenin içini sıyıracaksın, ya da kaşıkla kestaneyi çıkarıp limonla yiyeceksin. Her ikisinde de sonuç aynı: muhteşem bir tat !Eğer, adadaysanız ve sabah kahvaltısı olarak deniz kestanesi yiyorsanız, sabah sabah ta şarap içebilirsiniz ...Ama mutlaka adanın şaraplarından içmelisiniz.Deniz kestaneli kahvaltıdan sonra sabah artık öğlene doğru yol almaktadır. İsterseniz, bu kadar büyü yeter deyip, 10.30 gemisiyle gelecek gazeteleri almaya limana gidin, isterseniz, ki bu bizim tavsiyemiz, afrodizyak bir kahvaltı sonrası en doğrusu olanı yapın; henüz soğumamış yatağınıza koşun, ya da adanın tepelerine tımanın ! Öğleyin Habbele plajında Rezeneli OmletÖğlen de oldu işte !Bozcaada'da yaz, öğlenleri bile adamı kendinden tiksindiren bir tere bulamaz. Bağları yalayıp geçen rüzgarları adanın her yerinde bulursunuz, ama bu öğlen Habbele'ye gitmek çok iyi olacaktır.Habbele, altın sarısı kumları ile Ayazma plajının uzantısında sakin, pırıl pırıl bir plajdır. Bağlar kumsala kadar uzanır. Bağların kumsalla birleştiği yerde sazlardan yapılma "Ada Cafe" vardır. Burada tahta sandalyede denizi seyreder, rezeneli omlet yer, denize girer ve size servis yapan entelektüel çalışanlarla sohbet edersiniz. Bülent beyin her şeyi nasıl bildiğine şaşırmayın, ama sakın ola ki hava durumu tahminine güvenmeyin. Sabah şarabı ve kestanenin etkisi geçerken en iyisi biraz yatıp uyumalı. Uyurken size rüzgar ve bağların hışırtısı iyi bir rüya için yardım edecektir.Uykudan sonra sıra Ayazma'da güneşi batırmaya geldi. Küçük bir yürüyüşle veya bisikletle Ayazma'ya geldiğinizde güneş batıdan, Baklataş adacıklarının oradan yavaş yavaş denize inmeye başlamıştır. Bu seremoni için Koreli'den adalı Kosta'nın yaptığı üzüm şerisinden (belki de likör demek daha doğru) istemek kaçınılmaz. Koreli size nasıl olsa likörden sonra beyaz halkalar halinde ağzınızda eriyecek kalamar tava getirecektir. Güneş batarken, kırmızıyı yeniden keşfediyor, kırmızı ile morun, eflatunun, kavuniçinin ve sarının ilişkisini kavrıyorsunuz. Güneşi batıdan denize indirirken doğuya bakmayı ihmal etmemek gerek, çünkü, güneş henüz deniz üzerinde iken, ay da ona nazire yaparcasına doğudan, Anadolu tarafından yükselmektedir. Bundan sonra ister yakamozlarla oynamak isteyen arkadaşlarınıza uyup denize girin ay ışığında, ister Salhane'ye (adanın tek barı) gidip kudurun, isterseniz bizim gibi yapıp yatın ve yattığınız yerden yıldızları sayarken sevdiğinizle uyuyun...
|
|||||||||||